28 Aralık 2007 Cuma

Noel Baba ve Köşeş

Köşeş (Köşe yazarı-eşeği) sabah kalktığında vakit çok geçtir. Ve acele ile giyinip hemen bir taksiye atlayıp işe gider. Fakat işe geldiğinde patronu onu her zaman geç kaldığı için işten kovar.İşten kovulan Köşeş üzgün bir şekilde eve döner. Eve geldiğinde Karısına durumu anlatır. Kadın ise artık kendisini sevmediğini, evini ve arabasını aldığını söyleyip Köşeş i evden kovar. İyice çaresiz kalan köşeş sokaklarda dolaşırken kendini köprüden atıp ölmeyi düşünür. Tam köprüden atlarken bir Noel Baba gelir.
Noel Baba niçin ölmek istediğini sorar. Köşeş başından geçenleri anlatır.
Noel Baba;
-Şöyle 20 yaşında sarışın bir kadının olsun ister misin?
Köşeş;
-Elbette
Noel Baba;
-Şöyle kendi işin, Porche ve muhteşem bir villan olmasını ister misin?
Köşeş tereddütsüz;
-Tabi elbette isterim.
Noel Baba;
-Ama bir şartım var.
Köşeş;
-Nedir şartın?”
Noel Baba;
-Bir kere yapacağım!!!!
Köşeş düşünür, biraz sabredeceğim ve muhteşem şeyler kazanacağım, tamam der.
Soyunmaya başlar ve bu işi yaparken de Noel Baba sorar;
-Köşeş kaç doğumlusun?
Köşeş;
-1945
Noel Baba;
-Köşeş, 1945 doğumlusun ama hala Noel Baba'lara inanıyorsun!!!!!”

26 Aralık 2007 Çarşamba

Kömür Kardeşliği...

Başbakan'ın Valilere ve Kaymakamlara hitaben yaptığı konuşma da;
"Nerede fakir var, nerede garip var, arayacaksın, bulacaksın... İcabında sayın valim, sayın kaymakamım, atlayacaksın kamyonun şoför koltuğuna, sen gideceksin, kapıyı çalacaksın, kömürü sen vereceksin... Bunu yaptığın gün, bu Türkiye ne olur biliyor musun? Uçar, uçar..." demesi üzerine harekete geçen Yılmaz Özdil, "Bu konuşmadan sonra bu mevsimde kömür satışlarında patlama olur" diye düşünüp Abuzer Kömürcü ile ortak kömürcü dükkanı açtılar.
İzmir Valiliğine ilk satışlarını yapan şen-ortaklar;
"Allah tayyipten razı olsun, yolumuzu pardon ekmeğimizi bulduk, Allah olmayanlara vermesin de biraz kömür satalım. Doğalgaz kanser yapar. Bizi İran'a bağımlı hale getirir, herkes kömür kullansın" diye açıklama yaptılar. Haydi hayırlı işler...

23 Aralık 2007 Pazar

Pentagon dan yeni yöntem

Pentagon; internet sayfasından yaptığı açıklamada; itirafçıları konuşturacak yeni bir yöntem bulduğunu açıkladı.Teröristlere dinlettikleri bir video kliple her şeyi söyleten pentagon, video yu sitesinde yayınladı;
Bu yöntem için insan hakları örgütleri, sivil toplum örgütleri vb... örgütler eylem yapacaklarını açıkladılar. Adem le Havva dan bu yana böyle zulüm görülmediğini belirten uzmanlar, Pentagon un büyük bir insanlık ayıbı işlediğini söylüyorlar.

19 Aralık 2007 Çarşamba

KURBAN BAYRAMI

18 Aralık 2007 Salı

Uzay Yolcuları...


Kendileri gibi düşünmeyenlerle aynı popülasyonda yaşayamayan Bekir Coşkun ve Fazıl Say, rehabilitasyonları için başka bir gezegene nakledilecekleri açıklandı.
Yeni keşfedilen gezegene gidecek olan ikili;
"Orada sadece ikimiz olacağız, bizim gibi düşünmeyen kimse olmayacak, çok heyecan verici, tayyip yok, bülent arınç yok, başörtülü yok ohh bee" diye açıklama yaptılar. Özleyip geri gelmemeleri için bekir coşkuna tayyip posteri, fazıl say a ise bir adet eşarp hediye edildi.

Eski bir siyasetçimize, ikilinin geri gelme ihtimallerini sorduk, el-cevap;
-Hadi ordan, hadi ordan...

17 Aralık 2007 Pazartesi

Eyvah ! Bombalıyorlar Osmaaan...

Korkak Hükümet, K.Irak'a yapılacak operasyondan kaçmak için elinden geleni yapıyor.
Önce "Askerden bir talep gelmedi" dedi.
Asker "Siyasi iradeyi bekliyoruz" deyince mecburen Tezkere yi çıkardı.
Bu sefer de "Biz tezkereyi çıkardık, top genelkurmay da" deyip bir daha kıvırdılar.
Korkak akepe, tezkereyi çıkardı kullanamıyor.
Antalya Zeytinköy de aldığı imarsız arsayı, partisinin belediye başkanına imar planını yaptırıp değerini 5,000,000 YTL yapan sihirbaz bir siyasi büyüğümüz ne de güzel dedi;
-Tezkere saatli bomba gibidir, kullanmazsan elinde patlar.
Hadisene lan işbirlikçi akepe, ulan yoksa orduda mı korkuyor.
Büyükanıt istifaaa...


BOOOOMM!

-N'oluyo lan osman hii
-Abi bomba sesleriii
-Olum osman bomba bize mi?
-Teröristlere abi, hemde 50 uçak birden kalkmış, yok dünyada böle bişi gecenin bi vakti

-Terörist ne demek osmaann
-Bölücü demek abii
-Ulan kaç o zaman bi bombada bize gelecek
-Abi rumuzlara isimsiz yazalım bu aralar, fena göt olduk...

15 Aralık 2007 Cumartesi

Lozan Yolcuları Kalmasın...

Esas garip olan azınlığın çoğunluğa tahakkümü değil midir?
Umarım ülkeyi terk etme konusunda blöf yapmıyorsundur !
Baban "gitme, mücadele et" diyor. Dinleme sen yeşil pasaportlu babanı. Çünkü sen ve senin gibilerin mücadele anlayışı inançlara saldırıdan geçiyor. Saldıra saldıra %70 leri buldurdunuz.
Demek ki %70 ler de zamanın da senin gibi bu ülkeyi terk etmeyi düşünmüş. Ama öyle kinin varki gittiği yerde dahi rahat bırakmazdın onları. Sööz, sana yemin sana sööz peşinden gelen senin gibi yamulsun.
Sen değil miydin Madımak için senfoni yapıp, üzerine yangın görüntüleri ile halkı tahrik etmeye kalkışan.
Seni anlamaya çalışıyorum, anlayamıyorum. Bu yazıyı yazarken YouTUBE da, eserin Fenerbahçe 100. yıl Senfonisini dinliyorum, Güzel yorumlar var;
farukgedik "bok gibi olmuş valla"
Umarım Aziz YILDIRIM sana para vermemiştir, nitekim Fenerbahçe Kulübü'ne ürün ve kartlar bazında senelik hatırı sayılır miktar da param gidiyor.
Seni ne zaman anlarım biliyor musun?
Ne zaman ki Sivas'a yaptığın gibi Başbağlar'ada senfoni yaparsın, o zaman...
Hemen iki gün sonra, temiz giyimli, temiz aksanlılar, AK-47 ler, cami çıkışında, hatırladın değil mi Fazıl?
33'e 33...

11 Aralık 2007 Salı

Saydam Ali'ye;

Ne demiş, ünlü düşünür, sosyolog, filozof, eldengecti Sibel Can;
-Büyük lokma ye ama büyük laf konuşma;

Saydam Ali demiş ki köşesinde "Adını, adresini, kimliğini gizleyerek
etrafındakileri hiçbir mesnete dayanmadan boklamayı şizoid
bir zevk ve/veya çıkar unsuru haline getirmiş manyaklar ortada dolanıyor"
Ama şimdi siz uuulusal basınınızda ki ininizde(köşenizde); "şizoid, bok, manyak, şerefsiz", diyebiliyorsunuz.
Biz nerede "şizoid, bok, manyak, şerefsiz" diyeceğiz be Saydam.
Örnek, misal, forekzempıl;
"Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar içerisinde istediğime söverim, bana sövenlere elbet dur diyecek birileri çıkar" diyorsun.
Biz ise önümüze koyulan siyah veya beyazdan sadece birini seçebilme ve bu seçimi de bize kısıtlama değil, bir armağan mış hissi ile veren sen ve senin gibilere ıı-ıhh! diyoruz.
Sana bir süprizimiz var Alicim; Gri rengini keşfettik.
Sonuç olarak "e-şerefsizler" ne işe yarıyor diyorsan;
Eskiden mutlu köşende birilerine hakaret ettiğinde, bizi savunacak başka bir köşe eşeği arardık. Şimdi hatrı sayılır blogçularla kendi kendimizi savunabilir olduk.
Nitekim blogçu kardeşim beni arıyor, "Ali Saydam bööle bööle demiş, cevap yazmıyacakmısın diyor", bende üzerime vazife alıp seni fotoşopluyorum, anlatabildim mi ? ohh beee...

Zamana ihtiyacın var, sana Tayyip in cep telefonunda çalan müziği hediye ediyorum;

30 Kasım 2007 Cuma

ÇIRAK-STAJYER Yakında...
















Adaylar

29 Kasım 2007 Perşembe

Çakma Haber Sanatı

Zordur mizansen haber yapmak, sallamak, fotomontaj yapmak, kendimden biliyorum :)
Kızdırmak için açarsın bilgisayarını, google dan toplarsın resimleri açarsın fotoşopu, önce metni yazarsın, yazıyla birlikte gülmeye başlarsın, hoop bu ağır olur şöyle yazayım dersin, resimler oluşmaya başlar gözünde, bazen takılırsın, bazen su gibi akar, kendi yaptığına gülersin dakikalarca, riskli olduğu kadar eğlencelidir de. Ünlü düşünür, filozof yaşam bilimci Hülya Avşar ın da dediği gibi;
-Keşke yaşam fotoşop kadar kolay olsa...
Bir bakmışsın Emin Çölaşan la balığa çıkmışsın, Yılmaz Özdil le Fener maçına gitmişsin, Bekir Coşkun mülteci olmuş, holivud sıtarı olmuş, Ahmet Hakan kah zikir meclisinde, kah civciv sarısı bornozuyla bize yakalanmış, porno hurriyet sitesinin sorumlusu Fatih Çekirge molla olmuş, T.Özkan müneccim olmuş, David Copperfield CHP ye genel başkan adayı olmuş...
Ve tabi müzik. Kuru kuruya yazılır mı bu kadar kinaye, teşbih, çakma...
Her yazının kendine özgü müziği vardır. Ama uniseks müzikler de vardır; Nuri Alço filmlerinin müziği hemen her yazıya uyar. Sonuçta yaptığımız iş çok ta farklı değildir. Bu bir itiraf mıdır ? Hayır değildir. Aksine yaptığın işi sevmektir, iş bitince coşkun gibi pişman olma değil, nuri alço gibi olay mahallinde kalarak, olayın aslında çok ta garipsenmiyecek bir durum olduğunu, köşeşlerin ilaçlı gazozu kendi rızalarıyla içtiklerini bilerek suçluluk duygusuna kapılmamaktır.
Her zaman da bu müzik mi derseniz, yok, abartılı bir saplantı, yanlış anlamaya sebebiyet verecek bir duruma düşmeyelim. Öyle ki bu müzikle Ahmet Hakan la uğraşırken tanıştım. Ahmet Hakan-Nuri Alço ?
Peki sayesinde çok hakarete uğradığım, öyleki yaptığım basit bir fotoşopu azami tepkiler yüzünden kaldırmak zorunda kaldığım Bekir Coşkun u yazarken ne mi dinliyorum. İşte bunu;

28 Kasım 2007 Çarşamba

The Yalancie koummi

Her gün 3. sayfa haberleriyle (kapkaç, cinayet, tecavüz, trafik kazalarının haberleri verildiği sayfa) birlikte okuduğumuz sevgili köşeş imiz Bekir Coşkun, yazılarıyla Steven Spielberg'in dikkatini çekmeyi başarınca şöhretin kapıları ardına kadar açtı.
Senaryosunu yazıp (hep yapar) Başrolünü oynadığı, yönetmenliğini de Steven Spielberg in yaptığı WAR of the YALAN (Part 1 : Yalancie koummi) Holivudun klasikleri arasına girmeyi başardı. Öyleki ünlüler kaldırımına yıldızı bile kondu. Yıldızı koyma törenine katılan Aydın Doğan gözyaşlarını tutamadı.

Steven Spielberg yaptığı açıklamada;
"Bekir mükemmel senaryo yazıyor, soyadının da hakkını verecek şekilde oyunculuğu var, onunla daha çok projelerimiz olacak. Bunca senelik meslek hayatımda yahudi soykırımını abartan, şişiren filmler yaparak almanlardan daha iyi para koparma yollarını aradım, ama bekir de öyle senaryolar varki, değil almanya AB bile bu tazminatları karşılayamaz." diye konuştu.
Bekir Coşkun a bize yaşattığı bu güzel duygulardan dolayı teşekkür eder, diğer köşeşlerinde Bekiri örnek almasını dileriz.

Ek1: Sevgili dostlar, lütfen yorumlarınızı yazarken, bu yazının içeriği hakkında Bekir Çoşkun un da e-POSTA yoluyla bilgilendirildiğini gözönünde bulundurarak yazın, onunla ilgili her yazımda kendisine bir e-POSTA atarım :) Öyle ki bekirim coşkunum olmasa bu blog sayfasıda olmazdı. Değil mi ?

27 Kasım 2007 Salı

"Yalancie koummi ?"

Sevgili Bekir in klasik numaralarından biridir. Ne zaman ki söze girmesi zor bir konu olsa, ama mutlaka küfür etmesi gerekli ise "Bir okuyucum dedi ki..." diye başlar yazılarına.

Bugün Bekir Coşkun un köşesinden bunları okuduk;

DÜN bir bayan okurumdan ilginç bir e-posta aldım.(alla allah eee)

Okurumun adını bende saklı tutarak ve kimi bölümlerini kısaltarak aktarıyorum: (hımm)

"Ben bir şirkette çalışıyorum. Cuma günü kardeşimle öğlen tatilinde yemeğe çıktık. Biz çoğu zaman Ümraniye’ye gideriz. Yine öyle yaptık. Ümraniye’de ’cuma’ olması sebebiyle yine birçok işyeri kapalıydı. (bak seen)

Ender açık yerlerden (.....) mağazasına girdik. Mağazanın sahibi, kapalı bir bayanla münakaşa ediyordu.

İlk bakışta bunu anlayamadık.

Sonra (.....)nın sahibinin yüksek sesi dikkatimizi çekti.

Kapalı kadın, bugünün cuma olduğunu söylüyor, ısrarla mağazanın kapatılmasını istiyordu.

(......) sahibi ’Burasının İran olmadığını’ tekrarlıyordu.

Kapalı kadın sinirlenip gitti.

Ama (.....)nın sahibi bir önceki sefer
(vay kafirler, bir önceki cuma namazına gitmemişler.) o kadının erkekler ile geldiğini ve mağazayı yıkacaklarını söyleyip gittiklerini bize anlattı.Çok korkmuştu..."

Bekircim, yalanın da bir adabı, oluru var. Böyle hesapsız sallama. Cuma saati o başı kapalı yobaz kadının mağazada ne işi var, cuma saati alışveriş haram değil mi, çok sevgili okurun öğle paydoslarında genel de mağazaları mı dolaşır. Muhtemelen yalan söylediği için kefaret orucu tutuyor, vakit geçsin diye öğle paydosunda yemek yiyemediği için mağazaları dolaşıyor.

Ah be bekirim bak benim okuyucularımdan biri de bana şöyle bir e-posta attı;

"Küçük bekir, köy evinde kuzine nin başında dedesiyle oturuyorlarmış. Sabah yumurtayı fazla kaçıran bekir pıırrt! diye yellenivermiş. Bunun üzerine bekir in annesi bekirle dedesine dönüp;
-Ayıp değil mi? demiş
Bekir hemen atlamış;
-Dedem yaptı, dedem yaptı
Bekirin annesi;
-Doğru mu ?
Dede ise bize tercuman olacak ağzıyla bekire dönüp;
-Yalancie koummi ?

23 Kasım 2007 Cuma

Test


1. Haluk neden ağlamıştır ?

A) Annesi ölmüştür.
B) Gösüne bi şey kaçmıştır.
C) İmana gelmiştir.
D) Facebook tan ilkokul arkadaşını bulmuştur.
E) Saltanat sürsün istemektedir.


2. Terim neden bağırmaktadır ?

A) Acılı adana yemiştir
B) Hemaroid illeti yüzünden
C) Birisi ayıp el şakası yapmıştır
D) Ceyn i özlemiştir
E) Bu basına müstehaktır


3. Norveç nasıl bir takımdır ?

A) Çok teknik
B) Çok seksi
C) Çok kıvrak
D) Çok manyak
E) Taçtan gol atmaktan başka taktiği olmayan


4. Bosna nasıl bir takımdır ?

A) Bir ekol
B) Üç kez Avrupa Şampiyonu
C) İki kez Dünya kupası finalisti
D) FİFA sıralamasında dördüncü
E) Federasyonu ile oyuncular sorunlu, çoluk cocuk dolaşıyorlar


5. Maç neden Ali Sami YEN de oynanmıştır ?

A) Türkiye nin en modern stadıdır.
B) Çimlerinde en fazla çakıl, deniz kabuğu toplanan staddır.
C) Tuvaletleri çok hijyendir
D) İnönüde ki çimler koyu yeşil olduğu için
E) Norveç e yenileceğimiz kesin görüldüğü için Kadıköy deki tepki den korkulmuştur.

6, 7 ve 8. soruları bu resme bakarak çözünüz.

6. Emre bu fotoğrafta ne anlatmak istemiştir ?

A) Çok şey
B) Osman abi bir çay, açık olsun
C) Fatih hocam nasıl böyle iyi mi ?
D) Arkadaşlar kaptanlık pazubandını sağ koluma alabilir miyim ? dinciyim de
E) Fütursuz, korkusuz, paranoyak bir manyak olduğu için


7. Bu hareketi kim görmemiştir ?

A) Staddaki bayan ve çocuklar
B) Terim in eşi ve kızları
C) Gazete okuyanlar
D) Hiç kimse
E) Mecidiyeköy deki lağım fareleri


8. Emre ye ne ceza verilmiştir ?

A) 100.000 YTL para cezası
B) 6 ay futboldan men
C) Milli takımdan kovulma
D) Lisansı askıya alınmıştır
E) İlk milli maça kaptan olarak çıkma


9. Yurtdışındaki maçlara gurbetçiler dışında kimler gitmektedir ?

A) İş adamları
B) Sanatçılar
C) Şarkıcılar
D) Mankenler
E) TFF Yönetim Kurulu üyeleri, akrabaları, çoluğu cocuğu yedi ceddi


10. Bu maçlara gidenlerin paraları nereden karşılanıyor ?

A) Diyanet vakfı
B) Deniz Feneri
C) Haydi Kızlar Okula
D) Kimse Yok muu
E) TFF kasasından


11. Herşeye rağmen elemelere gittiğimiz için sevinelim mi ?

A) Eeveet
B) Kim ne yapmış ki
C) Midem geniştir
D) Haluk çok yakışıklı
E) HAYIR...

22 Kasım 2007 Perşembe

Doğum Günü...

Hatırlayanlar, hatırlamayanlar, hatırlayıpta hatırlamayanlarla(!) bir doğum günü
daha kutlandı, gerçi saat henüz 23.59 olmadı, daha arayan olur belki.
Doğum günü kutlanan ruh halini her sene yaşarız, "aa bak ben unutmuştum,
allasen çok duygulandırdınız ne gerek var bu işlere ehe ehe"
cümleleriyle
süslü plastik duygular, açılan hediyelerde beğenmediklerimize daha bir iyi
muamelesi yapmak, en uçlarda yaşanan duygu yoğunlukları...
Vee 23 Kasım ertesi gün - unutanların gecikmeli ve ezik telefonları;

"Aslında bir gün önceden aklımdaydı, bugün işler biraz karışıktı unuttum"
"hehe bakalım unuttu zannedince ne yapacaktın, unuturmuyum hiç"
"Ya valla dün aramayı unuttum, inan hediyeni bile aldım"
"Birader unuttum, unuttum bee alla alla"
"Nükleer santralimde risk seviyesi yükseldi, o yüzden arayamadım"
"Yurt dışındaydım, çok yazıyor diye arayamadım hehehe"
"Unuturmuyum bee hediyen laleli meriç hotelde zuhaha"
"İyi ama 23'ünde değilmiydi, yaa bak ama o kadar da hazırlanmıştık"


Ezik telefonlara cevap-teselli-espri-blöf kare asıyla dönüşler.
Ee olacak o kadar, her sene cafcaflı geçmez.

Cafcaf;
22 Kasım bir kaç sene önce,
İzmir Çeşmealtı Yolluca adasında denizin bir kaç metre yakınındaki asker yatakhanesinde uyuyorum, saat 23,30, asker beni uyandırıyor;
-Abi Selahattin Albay gazino'da, sizi çağırıyor, oğlu da gelmiş bekliyorlar,
-Arkadaşım uyuyor desenize.
-Valla çok acilmiş.
-Giyineyim geliyorum.
-Yok çok acil hemen gelsin dediler.
-Alla Alla yürü bakalım.
Üzerime Simsiyah Denizci Kabanımı giyiyorum, gazinoya doğru yürüyoruz, yaklaşıyoruz, ilginç, gazinonun ışıklarının çoğu sönük.
-Komutan nerede ?
-İçeride abi.
Bu saatte mutlaka alkole devam eden subay veya astsubay olur ama ışıklar kapalı.
Gazinodan içeri giriyorum. Taak sahne ışıkları açılıyor, elinde gitar bir kısa dönem, piyanist şantörü tanımıyorum...
"İiiki doodun eemiiin, iiki doodun eemiin, iikii doodun iikii doodun...
Ama gerçek şok, uyku sersemiyim, beni çok sevmeyenler bile gelmiş,
adamlar üşenmemiş neler hazırlamışlar, bir masa hazırlanmış...
O saatte aşçı bile orada. Uykuluyum, şoktayım, kelimeler karışıyor, hazır cevap
eminimsi kelime bulamıyor. Pasta geliyor, hediyeler geliyor, sahilde ki barda
müziği duyan geliyor, tebrik ediyorlar, kalabalık artıyor, yeni yeni uyanıyorum,
yatak kıyafeti üstümde, gelen anlıyor süpriz yapılmış, öpüyorlar, kutluyorlar...Ek-1 (23 Kasım 2007)
Cep telefonuma gelen en güzel mesaj;(orjinal hali)
"Dohum günün kutlu olsun abi hediye almadihim icin kizmassin heralde öhrenciyiz heralde" Ebubekir ŞEN 14 yaşında ki kardeşim...
Bende sana bu şarkıyı hediye ediim...

20 Kasım 2007 Salı

Kavga Edelim mi ?

Hergün bir tane altın aldığı yılana,hastalandığı zaman gönderdiği oğlunun altınları toptan alabilmek için yılanı öldürme girişimini ve yılanın da adamın oğlunu öldürdüğü hikayeyi hepimiz biliriz. Her ne kadar adam oğlunun ölümünden sonra kuyruğu kopan yılandan özür dilese de yılanın verdiği cevap evrenseldir;
-Sende bu evlat acısı, bende bu kuyruk acısı varken...
Bir araya gelememizin yegane nedeni "Evlat acısı-Kuyruk acısı" ikileminin arasında bir yerde sıkışmıştır. Öyleki teşbih i ciddiye alıp bu hikayeden bile "sen yılansın, bende adamım" kavgası çıkaracak potansiyele sahibiz. Marifetliyiz anlıyacağınız. Yazısında düşmanının yaptığı iyi bir şeyi anlatırken ona sövebilme yeteneğine sahip columnist lerimiz her daim mevcut. Birisini kayıktan dalgalar alırken, diğeri cenaze kalkmadan kayıktaki yerini alıyor, hatta ilk kürekleri öyle çekiyor ki kayık neredeyse yönünü şaşırıyor. Kayıktaki diğer küreker columnist lerden bazıları eski kürek arkadaşını özlüyor, kayıktan atlamaya bile kalkıyor.
İşte yılan veya adamdan birisi bunlar.
Diğerleri ise her zaman iyi kayıkta dolaşan "öteki" leri kıskanıyor, kendini mağdur görüyor, daha küçük kayıkta, daha kalabalık olması zoruna gidiyor. Ama en azından deniz canlılarının kendisini daha çok sevdiğini biliyor.

Peki ne yapacağız bu durumda;

a. Kayıkları değiştireceğiz.
b. Kayıkları batırıp karada yaşayacağız.
c. İyi kayığın sahibi yılandır
d. Yılan diye sana derler.
e. Bu kavgalar biterse küreker ler ne iş yapar, böyle kalsın.

19 Kasım 2007 Pazartesi

İlhan Selçuk ve Edebiyat

"Rakibe göre bazen aktif, bazen de pasifim" diye açıklama yapan bir futbolcunun kurduğu bu cümlenin ilk iki kelimesini kaldırırsak, bu arkadaşımız heteroseksüel olur mu?
Olur. İyi bir tırnakçı, hırsız, edebi dansözseniz olur.
"Bravo İlhan abi" diye yazı yazan Fatih Altaylı bile, tırnakçının tırtıkladığını tırnaklıyarak kallavi edebi dansözlük yapmış. Anlıyacağınız eski İstanbul Orta Oyunlarını aratmayacak birer esercikler çıkmış ortaya.
İlhan abisi küçümsediği Kuran'a, Kerim sıfatını ekleyerek kendince stand-up bile yapmış. Ayetleri cımbızla çekmiş, gerisinden ne geliyor, sonra ki ayet nedir, yazdığı ayet hangi olayın üzerine gelmiştir sorularını sorgulamadan, düşünmeden Nobellik yazısını yazmış, Stockholm Konser Salonu’na gideceği günü bekler olmuş.
Öyle ki Kuran-ı Kerim in sahibi, içkiyi bile yasaklarken, önce alkollü namaz kılınmamasını emretmiş, daha sonra tamamen yasaklamış. Ama ben uyanık müslüman olamadığım için ilk emri tırnaklayıp diğer emri görmemezlikten gelebilme zekasına sahip değilim. Yaratıcı, İlhan abime bir kaç gram daha fazla beyin verdi ise benim buna isyan etme lüksüm yok. Malın sahibi o, istediğine 5 istediğine 55 verir.
Ama beyninin "tanrı tanımaz" parçacıklarını %120 performans ile kullanabilen İlhan abimizin bu büyük yeteneği kendisine, seni-beni (olduğuna inanmadığı) cehenneme gönderme yetkisini haiz kılar mı? işte orayı minik beyinlerimizle tartışalım...

16 Kasım 2007 Cuma

Hazine Avcısı Bekir Coşkun

"Çemberlitaş’ın altındaki mermer blokun içinde Hz. İsa’nın hazinesi var" Haberleri üzerine harekete geçen Bekir Coşkun, Belediye işçisi kılığın da elinde kazmayla Çemberlitaş a gitti. Orada kendi gibi giyinmiş onlarca okuyucusunu gören Coşkun "Köşemde yazarak eşeklik ettim, neyse aşağıdaki hazine hepimize yeter..." diyerek ilk kazmayı vurdu. Yaklaşık yarım saat kazdıktan sonra, akşam saatlerinde başlayan yağmur yüzünden kazdıkları çukur göçtü, üç okuyucu çukurda kalırken diğerleri Fatih itfaiyesi tarafından kurtarıldı.

Norveç yense mi ?

Vatan haini duygular,
Sağa soldan bakanlar sağ görür, sola sağdan bakanlar sol görür.
Nereden bakarsanız, oradan gördüğünüz gibi düşünürsünüz.
Sağlıklı bir zamanınızda başka düşünürken, sinir çarpanınız fazla iken
daha başka düşünebilirsiniz.
Legal portallerde vatan hainliğimizin tartışıldığı şu mubarek günlerde
yine ne kaşıyacak diyenler olacaktır. Dalaylama gireyim;
Norveç, Milli(Ulusal) takımımızı yensin. Norveçpool faciası yaşıyalım,
bizim için Norveç basını "Hindiyi yolduk, dolaba atalım, Noel e ne kaldı,
içini doldurur yeriz" diye bir de alay etsinler. Haliyle uuulusal basınımızda;
"SOĞUK NORVEÇ, SOĞUK DUŞ"
"Gurbetçi bağırdı; Ulusoy İstifa"
"Teriim hakikaten formdaymış"
"Gözler Hakan Şükür'ü aradı(zuhaha)"
"Terim le buraya kadar"
Gibisinden manşetler, Yönetim kurulu toplantıları, Federasyon dan
istifalar.
Ha, Beşiktaş yönetimi gibi pişkinlik yapma ihtimalleri yok değil. Olsun
umut fakirin ekmeğidir.
Maç saatinde milli duygularımızın ağır basma ihtimaline karşı geceyi
Selim kardeşimin iskandinav misafirleriyle geçireceğiz.
Ne mi yapacağız ? Rövanşı alacağız...

15 Kasım 2007 Perşembe

Atatürk'ün marka değeri

"Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur'un genel başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği, Atatürk logolu kredi kartı çıkarma kararı aldı. Bu konuda bankalarla görüşmelerin gerçekleştirildiği belirtilirken, söz konusu uygulamanın gerekçesi "derneğe maddi destek sağlanması" olarak açıklandı."

Ah şimdi ben bu yazıya karşılık çok ağır bir yazı yazardım da, yine bazılarınız beni Atatürk düşmanı yaparsınız, hakaret edersiniz. Susuyorum, Sadece çiziyorum, yaptığım çalışmalarla beni Atatürk düşmanı yapacakların aklına şaşıyorum...

14 Kasım 2007 Çarşamba

Mustafa AKKAD

"Çağrı" ve "Ömer Muhtar" filmlerinin ünlü yönetmeni Mustafa Akkad.
İki sene önce Ürdün'de bombalı saldırı da hayatını kaybetti.
Kadir TOPBAŞ'ın sponsorluk sözüyle İstanbul'un Fethini çekmeyi de aklına koymuştu. Her ne kadar ulusal basınımızda, Vietnam da uğradığı büyük bozgun imajını Rambo ile düzeltmeye çalışan amerikan filmleri kadar ilgi ve heyecan yaratmasa da, bizde ümitle beslenen bir heyecan yarattığı kesin.
Gemiler karadan yürütülüyor, bizans sabah kalktığında şok olmuş vaziyette, 12 metre uzunluğundaki toplar surları dövüyor, Fatih'in İstanbul'a girişi...
Senaryo müthiş, holivud filmleri gibi abartıya da gerek yok, orjinal haliyle bile ihtişamlı.
Düşünsenize İstanbul'u aynı şart ve koşullarda amerikanın fethettiğini, 20-30 film çekmişlerdi bugüne kadar, belgeseller, fetih müzeleri, kitaplar, her sene ülkelerin bir araya gelip kutlamalar yapması vs.. vs..
Var mı bir babayiğit sponsor, kim ? koç mu, sabancı mı, eczacıbaşı mı? onlar yardım kampanyası bile yaparken paraları sms lerle bizden toplayıp, sonra da cennetlik havasında dolaşırlar. Eğitim kampanyalarını düşünün, sms lerle 5er ytl yardım eden vatandaş, havayı atan türksel... değil mi?
İş yine devlete kalır bence. Bir cesaret, fakat iyi bir projeyle yapılacak bir film, bir sefer yapılan, çok seneler dünya gündemine oturan bir çalışma olmalı.

"Film başlıyor, Fatih rüyasında, yanında Akşemsettin le surlardan içeri giriyor ve uyanıyor.
-Bir rüya gördüm..."

"Dilara beni öperek uyandırıyor..
-Ne yaptın kızım, en güzel yerinde..."

(Mustafa AKKAD ölümünün 2. yılında 25 Kasım 2007 Pazar akşamı İstanbul, Bakırköy-Yenimahalle Cem Karaca Kültür Merkezi’nde anılacak...)

12 Kasım 2007 Pazartesi

ORDU

ORDU;
Vatanı milleti düşmanlardan korur, Aldığı ve alacağı önlemlerle düşmanlara göz açtırmaz. İstihbarat mekanızmasıyla düşmandan bir adım önde olur. Korumalığını üstlendiği halkın gururudur. Öyleki o halk yardım kampanyası yapıldığı zaman koşa koşa , bağıra çağıra elinden geleni yapar. Çocuğunu, başına kına yakarak cepheye gönderen annenin kuzusunu kendi keyfi için kullanmaz, aksine bir emanet edasıyla sahip çıkar.
Baş Komutan gibi ölen düşmanının naaşına sahip çıkar, ailelerine "Onlar artık bizim evlatlarımızdır" diye mektup gönderir. Cami de hutbe verir ve ruhunu teslim almaya gelen meleğin selamını alır.

ORDU;
Profesyonel askerlerden ikinci güç diye korkar, 3,000 dağ ayısına 150,000 kuzuyla saldırır. 10 kilometre mesafe için 10,000 metreden gelecek istihbaratı bekler. Aynı 10 kilometrede başörtülü olduğu istihbaratını alıp Başkomutanının ölüm yıldönümünde onu anmaya gitmez.
Koruduğu halkın oylarıyla başına getirdiği hükümetinin gizli tezkere yazısını kendince akretide ettiği gazetecilere açıklar. Geri gönderdiği cevap yazısına verilecek yeni cevabi beklemeden kendince akredite ettiği gazetelere siyasi parti edesıyla "Onlardan hareket bekliyoruz" diyerek halk gözünde küçük düşürmeye çalışır. En çok yalanladığı gazeteleri akredite eder. savaşırken dahi kendinden haber tırtıklamak için, mensubu gibi davranan muhabirin amirini telefonla arayarak seviyeyi küçültür, ertesi gün toplantıya yine de onu davet eder.

ORDU;
Çanakkale'de savaşan Atalarının istisnasız hepsinin ceplerinden çıkan Ayet-el Kürsi leri unutur, gümüş yüzük takanları bünyesinden çıkarır. Koreye giden askerlerin Esenboğada kıldığı Cuma namazını görmezden gelir.

ORDU;
...

4 Kasım 2007 Pazar

NTV de La Liga yı Nasıl Seyredebiliriz ?

Türkiye’de ikamet eden ve TURKSAT’a çevrili uydu (çanak) anteni kullanan NTV izleyicileri La Liga yı şu şekilde takip edebilirler:

1. Uydu alıcınızın Biss şifre çözebilme özelliğine sahip olması gerekmektedir. Çoğu uydu alıcılarında bu özellik bulunmakta fakat aktif durumda değildir. Eğer uydu alıcınızın şifre çözme özelliği açık durumda değilse, uydu alıcınızı aldığınız yetkili servisten destek isteyiniz.

2. Uydu alıcınızın menüsünde ‘CAS’, ‘Key Girişi’, ‘CAS System’, ‘CAS Keys’ veya benzer bir isimle yer alan KEY girişi menüsüne gelin.

3. Açılacak menüde yer alan şifreleme tiplerinden (Şifre Tipi, Cas Type veya benzer bir isimdeki seçenek) Biss olanını seçin.

4. Açılacak menüde yer alan talimatları uygulayarak aşağıdaki değerleri girin.

Biss ID: 0x1FFF (eğer 6 haneli ise biss ID 0x001FFF olarak girilmelidir.)
Biss TP: 11892/12800(H) (Bazı modellerde bu sorulmamaktadır.)
Key Değeri: A021230035461400 (eğer 12 hane varsa key değeri A02123354614 olmalıdır.)

5. Şifreyi kaydedip (Kaydet, Tamam, Save veya OK) menüden çıkın.

6. Şifreyi kaydettiğiniz halde yine izleyemiyor ve hâlâ ‘kanal şifreli’ gibi bir uyarı ile karşılaşıyorsanız uydu alıcınızı kapatıp açın.

7. Eğer alıcınız hala şifreyi çözemiyorsa lütfen cihazınızı satın aldığınız yetkili servisten destek isteyin.

Not: NTV’nin İspanyol Ligi maç yayınları, Türkiye içinde çatı anteni ile vericiler üzerinden, Kablo TV şebekesinden, D-Smart ve Digiturk platformlarından herhangi bir işleme gerek kalmaksızın sorunsuz bir şekilde izlenmektedir.

FB:2 - BJK:1 - İ.ARZUMAN:0


Öyle bir maç düşünün ki, ne yenen memnun, ne yenilen, ne maçı yöneten, ne maçı izleyen, ne maça hakemi veren...
Kimi suçlayacağız; Hafta içi hakemle ilgili açıklama yapan Fenerbahçeyi mi, geçen sene aynı hakemin hatasıyla Türkiye Kupasını alan Beşiktaşı mı, Fifa Kokartı alınan hakemi ısrarla maça veren MHK yi mi?
Bir de olaya diğer açıdan bakalım; Fenerbahçe 3 puanı götürdü, Beşiktaş sapır sapır döküldüğü maçta taraftarının tepkisini başka yöne çekecek bahanesini buldu, federasyon kendisine tavır alan BJK nin ipini çekti veee akepe savaşmaktan kaçmak için gündemi değiştirip böyle bir yönteme başvurarak en az bir hafta daha kazandı.
O zaman yazımızın başlığı şöyle olmalıydı:
FB:2 - BJK:1 - İ.ARZUMAN:0 - AKP:5

29 Ekim 2007 Pazartesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kuzey Irak Türkmen Cumhuriyeti, Kuzey...

Empati yapabiliyorsanız ve şerefsiz gibi düşünebiliyorsanız; ya siz de şerefsizsinizdir, yada karşınızdaki şerefsiz değildir.
Neden herkes sizi haklı görüyor da, eyleme geçeceğiniz zaman engel olmaya çalışıyor.
Kuzey Kıbrıs'tan çıkmadığımız gibi Kuzey Irak'tanda çıkmayız diye korkuyorlarda ondan.
Kuzey Kıbrıs'a Barış Harekatı için gittik, geri dönmedik, çünkü oradaki Türk lerin güvenliği hala tehlikede olduğu için. Şimdi de Kuzey Irak'a girip pkklıları öldürdükten sonra, Türkmen lerin güvenliği için orada kalırsak ne olur.
Kerkük bizim olur. Musul'un yarısını BM kararıyla belki geri veririz.
Çıkar bakalım 150.000 Türk Askerini Irak'tan, çıkarabiliyormusun.
Bizim her ne kadar böyle bir niyetimiz olmasada (?), Ordu ve Hükümet cayıpta "Vazgeçtik, bölgenin güvenliği için burada kalıyoruz, güvenlik masraflarımız için de petrolün %10 unu alırız" dese, tüm dünya bir araya gelse Türk Ordusunu bölgeden geri çıkaramayacak. Haydii BM Genel Sekreteri gelecek, müzakereler, yeni Annan planları şu petrol kuyusu sana kalsın, şunu bana ver bilmem ne. Ee Köşe eşekleride, üzerine inme indiğimiz topraklardan geri vereceğimiz yerler için Hükümetleri vatan haini ilan edecekler, yürüyüşler yapılacak "Vatanı satan, Anasını da satar".
Ne gülüyorsunuz kardeşim aynen böyle olacak, bak hala gülüyor...

Yüzyılın Şarkıları

Bir çok dergi, gazete vs… kurum yüzyılın şarkılarını seçti. Kimse bana sormadı :) İşte yüzyılın ilk üçü;

1. Men at work: Land down under

2. Sting: Shape Of My Hearth

3. Madonna: Power Of Goodbye

25 Ekim 2007 Perşembe

Kalemim Var, Öyleyse Sokarım

Sorumsuz sorumlular mı deseydik bu yazının başlığına, yada 300 şehit sonra tek başına iktidar yürüyüşü.
Kandan beslenen mahluklar;
1.Vampir
2.Sülük
3.Kene
4.Uluköşeş

İlk üçünü bilirsiniz, duymuşsunuzdur, biz 4. yü anlatalım;
uluköşeş (ulusalcı köşe eşeği) diğerlerinden farklı olarak kana temas etmez, hatta kandan korkar, fakat orada bir yerlerde kan aktığını bilse coşar, saldırgan olur.
Bu günlerde fazlaca ortaya çıkmalarının sebebini hayvan ve mahlukat bilimciler, ülkeye hakim olan savaş, kin, ölme ve öldürme havası olarak açıklıyorlar. Öyleki en ufak bir imtiyaz kaybolma riskinde göreve çağırdıkları Ordu yu bile sorgular oldular.
Sorguladıkları Ordunun mevcut Hükümetle terörün üzerine gittiklerini bildikleri halde.
Yine bu yaratıklar toplumda öyle bir gerginlik yarattılar ki, insanlar kahvede eliyle iki çay istese linç edilecek hale geldiler. Yolda yürüyüş yapan insanlar arabalara "Dağılın laan, başka sokaktan gidin" dedirten bir ortam yarattılar.
Böyle bir mevzuda Hükümeti ve Orduyu kovalarcasına "O tezkere naylon, kullanamıyorsunuz, hadisenize ne duruyorsunuz" safsatalarıyla galeyana getirip zaiyatı arttıracaklarını düşünmüyorlar. pkk nın Türk Askerinin nereden ve ne zaman geleceğini amerikan uydu ve istihbaratından izlediğini bal gibi de bilen uluköşeşler, buna rağmen Hükümetin ve Ordunun kararlılığını cesaretini sorgulamaya başladılar.
Akşam bir maç oynanıyor, gol olunca gol değil "Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez" diye bağırıyoruz. Televizyonlarda Türk F16 ve Helikopterlerinden çekilmiş bombalama görüntüleri ve Pilotun "GEBEER Huhahaha" diye bağırmasını bekler olduk.
Sakin olun, sakin, sakin, nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver...
Yine de şahlanıyor aman

21 Ekim 2007 Pazar

KANLI OY PUSULASI

Hakkari de şehitler verilirken Referandum yapılır mı?
Lanet saldırıları bile siyaset malzemesi yapan güruh, belki de dünyanın başka bir yerin de yoktur. Yarın gazetelerde ki köşe eşeklerini okuyacaksınız;

- Kanlı EVET
- Mehmet 20 sinde idi, Askerliğini tecil etseydi HAYIR diyecekti, diyemedi...
- Al sana Referandum...
- Referandum Sonuçları: 15 Şehit, 16 yaralı, 13 kayıp
- Kına yak Başbakan...

Aynen böyle yazacaklar sevgili köşe eşeklerimiz.
Benim aklıma Referandum Akşamında yapılan bu olayın köşe eşeklerinin komplosu olup olmadığı bile gelir. Kusura bakmayın.

Biz gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeni hileleri, hokkabazlıkları engelleyecek bir referandumu oylarken, yapılan şerefsizliklerin üzerine halkın seçimini askıya alalım. Başka zaman bakarız, şimdi şehit üzerinden nasıl hükümet zor durumda bırakılır ona bakalım.

Artık, bu kadar basit ve toplu bir şekilde ölen askerler için Ordumuzu sorgulama zamanı gelmiştir. Nasıl Tren raydan çıkınca Ulaştırma Bakanının , Faili meçhul bir cinayet çözülemediği zaman İçişleri Bakanının kellesini istiyorsanız, Askeri Bürokrasiyi de irdeleme vakti gelmiştir, hatta geçmiştir.

Şimdi bazılarınız böyle bir günde o bu suçlanır mı , birlik beraberlik safsatalarına dalıp gidecektir. Olmuyor işte, sonuç vermiyor. Biz zaten biriz. İçimizde ki azınlıklar çok bağırıyor, çoğunluğumuzu unutuyoruz hatta çoğunluk olduğumuz için utanıyoruz.

Bırakalım Otobüsler çalışmasın, Uçaklar kalkmasın, Hastanelerde ameliyatlar yapılmasın, hasta kabul edilmesin, fırınlar ekmek çıkarmasın...
Şehit edilen Askerler üzerinden yapılan siyasetle Referandum da iptal edilsin. Hatta HAYIR oyu çıkarsa kabul edilsin, EVET çıkarsa; Şehitlerimiz var, iptal edilsin...

18 Ekim 2007 Perşembe

İŞİTME ENGELLİ SPOR adamları

Ben herşeyi yaparım, ben ne dersem o olur, istediğim adamı kullanır istediğimi çöpe atarım, gerilimden beslenirim, stres benim ilacımdır, doğaya zarar vermeme rağmen petrolle değil elektrikle çalışırım, genelde sağırımdır, sadece kendi dediğimi duyarım, iki süslü laf ederim, millette beni birşey biliyor zanneder, kol hareketini severim, kim kol hareketi yapsa keyiflenir, onu ödüllendiririm, yirmibin kişi bağırsa duymam, biraz duyarım, yada duymamazlıktan gelirim, hatta hiç duymam, belki de duymuşumdur, duysam da ne olacak ki ? NAPARSINIZ LAN !

15 Ekim 2007 Pazartesi

8 Ekim 2007 Pazartesi

Bu köyde şerefsizlere kısaca şeref denir olmuş...

Kullanılmak bir kağıt mendil gibi, kullanılırken işe yarama hissini tatmak, sevmek "Aferin" i, tüm bunların sonunda devlet kuracağı ümidiyle yaşamak.

Biz devleti kurduk, 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos, 29 Ekim ve İl il kurtuluş günlerini kutlarız, İstanbulun Fethini kutlarız, Malazgirt i kutlarız, Preveze yi kutlarız, kutlarız, kurtlarız.
Sen devletini kurunca neyi kutluyacaksın. 5 Nisan kundakta bebek vurduk, 19 Mayıs ta İlkokul Öğretmeni katlettik, 25 Haziran köyün imamını öldürdük, gece respsiyonu; cemaatten 33 kişi öldürdük, 8 Ekim Doğudan Batıdan 13 Asker i, yüzyüze yemedi, pusu kurduk öldürdük...

Bayrağın haliyle kırmızı olur senin, akıttığın kana binaen, tam orta yerine rulo tuvalet kağıdı, kullanılmaya bu kadar müsait olduğun için, üç katlıdır yumuşaktır, iş gördüğü kıçı acıtmaz, tertemiz yapar, yıkamak bile istemez, mis gibi de kokar. Adamın aklına başka birşey getirir.

Elbette biter ve kullananın elinde kartondan bir silindir kalır. İşte o zaman göreceksin, kaldığın silindir halinle nereye atılacağını.

Pakette senden bir önceki tuvalet kağıdının sonunu seyretmişsindir. Boynu kırılacak kadar ipte sallanırken. Hatırlasana paketten ilk alındığı günü; sildiği kıçla el ele pozlar veriyordular tuvaletteki gizli kameraya, o limonluydu sen çileklisin ne farkeder, amaç kıç silmek, kullanılmak.

Çoğunuz T.C vatandaşıdır üstelik, adım gibi eminim yeşil kartlarınız bile vardır, Diyarbakır'da Diş Hastenesinde özelde bile olmayan lüks ve steril ortamda ağız bakımınızı yaptırıyorsunuzdur. Nitekim ağız bakımı, yaptığınız muamele açısından önemli, diş aralarında kalan dışkılar zamanla asit etkisiyle yara yapar, koku yapar.

Hala anlıyamadın, yalattıran kıç artık o ağızdan sıkılacak ve başkasına yalattıracak. Önceden yalattırdığını da ağzı kokar bir vaziyette kireçleyip gömecek.

Yok ben halimden memnunum, güzel güzel geçinip gidiyorum. Kıçını yaladığım da, arkadan vurduğum da bana bakıyor. Eğer kıç yalamazsam, hem yalamayı bıraktığım kıç beni beslemez, hem de hainlik yaptığım devlet, hainliği bırakayım diye bana yardım etmez diyorsan sende haklısın.

Kabahat, ismine çene yormamak için kısaca şeref diyenlerde, Halbuki senin adın şeddeli şerrefsiz...

5 Ekim 2007 Cuma

Bir Varmış Bir Yokmuş

Bir varmış bir yokmuş...
Kırmızı başlıklı bir kız varmış.
Kırmızı başlıklı olan kız bir gün, her gün girdiği ormana girerken karşısına bir Yılan bir Öküz bir de Kurt çıkmış.

Yılan;
-Nereye gidiyorsun bakalım demiş,

Öküz;
-Hiç sevmem kırmızıyı çıkar başındakini demiş,

Kurt ise;
-Ne var kafanın içinde göster demiş,

Kırmızı başlıklı kız ise;
-Hayır çıkarmam, ben kırmızı başlığımı çıkarırsam Kırmızı Başlıklı Kız olamam ki demiş.

Bunu üzerine Yılan, Öküz, Kurt;
-Bundan sonra bu ormana giremezsin demişler, kırmızı, ateş rengini andırıyor, hii ormanı yakacak valla diye de iftira atmışlar.

Artık Kırmızı başlıklı kız, babaannesine gitmek için başka ormanlardan geçmek zorunda kalmış, hatta çoğu zaman gidememiş.

Bunu gören ormandakiler
-Nedir Kırmızı Başlıklı Kızın bunlardan çektiği, Aslana şikayet edelim bu meseleyi ancak o çözer demişler.


Aslanın yanına gitmişler. Aslan da
-Tamam çözelim demiş.

Doğruca ormanın en baba yerlerinde ikamet eden Yılan Öküz ve Kurdun yanına gitmiş.
-Bundan sonra Kırmızı Başlıklı Kız bu ormana girecek demiş.

Bunun üzerine Yılan tıslayarak
-Bize orman baskısı kuruyorsunuz, bugün kırmızı başlıklı yarın mavi öbürgün yeşil başlıklı girer demiş

Öküz ise böğürerek
-Bu ormanı başka bir ormana benzetmeye çalışıyorsunuz, ormandaki güzel otlardan bir daha bana vermezler demiş

Kurt havlamış
-Ormanları yakıyorsunuz, günah değilimi mübarek Ramazan bize baskı yapıyorsunuz diye saçmalamış.

Aslan ise
-Orman hepimizin ormanı herkes girebilir, başka ormanlara benzetmeyin, siz ormana sokmazken baskı olmuyor muydu demiş,

Masalımız güncel olduğu için sonunu getiremiyoruz, medyadan takip edebilirsiniz...

29 Eylül 2007 Cumartesi

FOX TV de Premier Ligini Nasıl Seyredebilirim ?


İNGİLTRE PREMIER LİGİNİ UYDUDAN İZLEMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER


1.Adım:
Uydu Alıcınızın “MENU” tuşuna basın.
Açılan pencereden “CA”, “ENCRYPTION” ya da “ŞİFRE” gibi menülerden hangisi beliriyor ise AŞAĞI-YUKARI OK TUŞU ile onun üzerine gelin ve Tamam (Okey) tuşuna basın.

2.Adım:
Açılan pencereden “ŞİFRE TİPİ” ya da “ENCRYPTION TYPE” yazan kısma gelerek Tamam (Okey) tuşuna basın.

3.Adım:
Ekranda beliren şifreleme tiplerinden (Seca, Viaccess, Irdeto, Nagravision ve BISS) BISS şifreleme tipini seçin.

4.Adım:
Açılan pencereden “ŞİFRE EKLE” ya da “ADD ENCRYPTION” kısmına gelin ve Tamam (Okey) tuşuna basın.

5.Adım:
Açılan pencerede, 12 haneli şifre kısmına, yayın şifresini girin. Şifreyi 444 4 369 nolu destek hattını arayıp, şehir, ilçe, telefon bilgilerinizi vererek öğrenebilirsiniz.

Şifreyi yayınlamak yasak, telefondan kolayca öğrenebiliyorsunuz...
Yeni blog sayfama da bakabilirsiniz...

28 Eylül 2007 Cuma

Fıkra

Bekir COŞKUN
Yakışıklı...28 Eylül 2007

Tayyip Erdoğan’ın yakışıklı olduğu nereden çıktı dersiniz durup dururken?
ATV ile Sabah’ı almak isteyen Amerikalı Murdoch’un "Ne kadar da yakışıklısınız" demesi ihale hatırına tamam da... Yerli kadınlar korosunun hep birlikte "Yakışıklı ve karizmatik" hükmü ne oluyor?
O, türbanı anayasaya koyup, kadın özgürlüğüne en büyük darbeyi indirmeye çalışırken...

İşte Bekir Coşkun' un uluslararası şöhrete kavuşmuş fıkralarından birini dinleyen bebeğin hali...

27 Eylül 2007 Perşembe

Bıcırıklar...


Fatih Altaylı'nın, Ertuğrul Özkök gibilerinin yazıları için yaptığı ilginç bir yorumla yazıma başlamak istiyorum;"Bazen öyle yazılar yazarlar ki, okuyanlar anlasın diye değil, anlaması gerekenlerin anlaması için yazarlar"
Bu yazıda o yazılar gibi olacak biraz.
İnternet aleminin yaramaz çocukları, küçük tıklama oyunlarıyla Google enayisinden harçlıklarını çıkaran üç kağıtçılar,kürekizm le müktedirin arasında kalmış, ezilmiş, bir o kadar da hayalleri olan, sevgiye ve ilgiye muhtaç, para için vermeyeceği şeyler az, vereceği şeyler çok olan, beni kelime oyunlarına zorlayan kardeşlerimiz, mal bulmuş mağribi gibi internette, aile içinde çekilmiş görüntülerimizi bir nevi linç kampanyası için kullanmayı mubah görüp fütursuzca yayınlamaktan korkmamışlar. "Yorumsuzdur" kelimesiyle kendilerini acar gazeteci rollerine sokup, miniatürk te orjinaldir tabelasıyla sergilenebilecek akıllarınca bize darbe vurduklarını sanan bu kabiliyetsiz, bir o kadar da kendini mahir sanan güruh;
Biz size papuç bırakmayız, bırakacağımız papuç varsada kendi elimizle size yedirip öyle bırakırız. Yediğiniz papuçlarla ağzınız bir sene ayak kokar ona göre.
Bu arada Nuri Alço dediğimiz adam Türkiye'nin büyük bir açığını kapatan, tüm dünyada duvarlar da ismi yazan bir sanatçı. Türkiye de duvarlarda en çok ismi yazan kişi ne Ecevit ne de Demirel dir. Nuri Alço'dur o kadarr...

23 Eylül 2007 Pazar

Mahalle Kabadayısı

Google da Grafiklerde "Mahalle Kabadayısı" yazın bakalım ne çıkıyor :)
Kasıtlı mı yapıyorsunuz bunları ? Nasıl ki Adnan Hoca için Wordpress i kapatıyorsunuz, Google'ı da kapatın,Paşam Adnan Hocadan değersiz mi ?

Yorumsuz...

22 Eylül 2007 Cumartesi

KÖFTE

Bugün mugamingo yok, Ömer Enis te yok, zaten kabiliyetsiz herif dayanamadı bayrama kadar, sivil anayasada yok, demokrasi bayraktarlarının, işkence gördükleri adamların yaptıkları darbe anayasasını ibretle sahip çıkmaları da yok, sanki yeni anayasa bir hafta sonra çıkarılacakmış gibi korku ve panik havası yaratan, bununla yaşayabilen parazit canlılar da yok, ayaklarına kadar giden Bakan a "konuyu sonuna kadar gözleyeceğiz" diyen PKK mayınlarını imal eden firmayla otomobiv sektöründe ortaklık eden, Türkiye yi emen embesil aile gurubuna giydirme de yok. zaten "neden gözlüyorsun da katkıda bulunmuyorsun, röntgencimisin sen sapık" diyen de yok. Köhneleşmiş, evlerinde kokmaya yüz tutmuş eski hukukçuları bulunmaz hint kumaşı yapan ulusal basın da yok. Hatta bazılarını yıkamayı unutup alelacele canlı yayına katıp, yeni bir çernobil tehlikesi yaratan medyamız hiç yok.
Peki ne var bugün.
Akşam Sultanahmet'te İftarımızı açmadan akşam namazını kılalım, biz akşam namazını kılana kadar, rekor hızla yemek yiyenlerin boşalttıkları sultanahmet köftecisine gidelim. Hem erken gidip soğuk çorba içeceğimize, ayakta masa boşalmasını bekleyenleri görmemezlikten geleceğimize sonradan gidip, boşalan masalarda rahat ve geniş bir şekilde köftemizi piyazımızı yiyelim. Tramvaya binip sirkeci ye inelim, bolulu hasan usta da kaymaklı ekmek kadayıfı yiyelim.
Yeter daha ne istiyoruz.

20 Eylül 2007 Perşembe

Fenerbahçe 1-0 İnter (Deivid de Souza'nın muhteşem golü)


Hep böyle oynasan da bizi kanser
yapmasan daha iyi olmaz mı.
Demek oluyormuş.
Yedekleri Figo, Crespo
olan İnter i bir güzel eze eze
yenebiliyormuşsun.
Umarız devam edersin...

19 Eylül 2007 Çarşamba

Mugamingo lular... (Bölüm.2 - Salgın Hastalıklar)

Mugamingo her ne kadar sağlıklı havadar bir köy olsada, yaşayanlarında çeşitli rahatsızlıklar görülmüştür. Mesela hazımsızlık, sindirim bozukluğu, bağırsak düğümlenmesi bunlardan sadece bir kaçıdır.
Uzmanlar, burada yaşayan 70 canlı nufusun 14 ünü oluşturan maymunların, diğer nufusun payı olan muzları dahi yiyerekten rahatladıkları, zaman zaman diğer canlıların uyanıp "Bizi kimse sivemez hoca" diyerekten kendi paylarına düşen muzlardan en azından bir kaç tanesini istedikleri zaman da rahatsızlandıklarını tespit etmişler. Bu maymunların iştahı, diğer Mugamingo canlılarını bezdirmiş, hatta aç bile bırakmış. Memleketteki bütün muzları ve muz bahçelerini parselleyen bu maymunlar, bırakın ellerindeki muz bahçelerini geri vermeyi, içlerinden bir tane bile muz vermiyorlarmış. Muz istiyenlere "İçime Sindiremiyorum" diyorlarmış. Hatta bazıları "Eyvah Muzlar elden gitti" diye bağırıyorlarmış.
Diğer-öteki-zenci Muganingolular oturmuşlar düşünmüşler, ne yapsakta muz dağılımını eşit yapsak demişler.
Basmalarıyla ünlü R.T.Ebasayi ve arkadaşları köye yeni kurallar getirelim, muzların eşit dağıtıldığı bir formül bulup köyün duyuru tahtasına yazalım. Adınıda Civil Anatoga verelim demişler. Ama Mugamingo maymunlarının psikolojik sorunlarıda varmış. Mesela birisi yanlarında Civil dese bağırsaklarından ses gelmeye başlıyormuş. Bu durumda diğer canlıların hemen oradan uzaklaşması gerekiyormuş.
Yine birgün Civil kelimesini duyan maymunlardan; YEK (Yüksektepelerdeyaşayan Ezikler Kampı) Başkanı Erbarsak Tekiç, tamda köyün kahvesinin önünde bağırsaklarından gürültü çıkartmış. Bunun üzerine Civil Anatoga nın fikir babası R.T.Ebasayi ona bi basmış "Herkes kendi inindeki işine baksın" demiş. Tabi bu çıkış onun hastalığına çare olmamış. Çünkü uzmanlar, bu hastalıklar geçmez, yer yer nükseder, mezara kadar gider, hatta bazı maymunların öbür taraftada sürer demiş. (Devam edecek...)

18 Eylül 2007 Salı

Ömer Enis i Bulduk !

Dünyanın dört bir yanını dolaşarak ömer enis i arayan muhabirlerimiz sonunda muradına erdiler. Tek bir pozda olsa çekebildik.
Kendini, Mugamingo nun balta girmemiş ormanlarında kimsesiz, sayıları sadece 14 tanecik kadar kalmış kürekizm maymunlarını koruma, yaşatma, kucağına almaya adayan kardeşimiz yerel kıyafetlerle çok şık duruyor. Bu mubarek ayda, sayısı az kalan ve şu aralar baltalı ilah arayan maymuncuklara yardım yataklık ederek öyle sevaba giriyor ki. Ne giren sevap belli ne çıkan, o kadar aralıksız sevap işliyor yani.
Sayılarıda 14 olunca her birine ayda 2 defa sevap denk geliyor.
Ama canımız kardeşimiz canını dişine, maymunlara takarak, Mugamingonun yerel yiyecekleriyle beslenerek görevini layıkıyla, fazlasıyla, abartıyla ve kabartıyla yapıyor. Kendisine sağlık, sihhat, sabır ve güç diliyoruz. Kal sağlıcakla...

Mugamingo nun Tarihi (Bölüm.1 - Darbe mi geliyor?)

Mugamingo denilen muzlarıyla ünlü bir yarımadanın en güzel yerlerinden 70 nüfüslü köyünde, 14 nüfuslu küçük bir toplulukçuk varmış. Bu toplulukçuk Mugamingo nun en güzel, en havadar, en yüksek tepelerinde oturur, neyi kimi isterlerse yaparlarmış. Öyleki bu yapışları Mugamingo nun kurucusu Matavadı Kürek Akangüs'ün adından yola çıkarak yarattıkları(ki bundan Akangüs'ün haberi yok) Kürekizm inanışı altında gerçekleştiriyorlarmış. Diğer-öteki-zenci Mugamingolular "Yahu bizde muz yok, bari anans aldıralım" deyince, Kürekizmin yılmaz savunucusu 14 kişicik "olmaz ananas aldıracaksak biz aldırırız yoksa Kürekizm elden gider" diyorlarmış.
Mugamingo nun kuruluşundan itibaren ne zaman diğer-öteki-zenci Mugamingolular, biraz itibar, imtiyaz, öncelik kazansalar, Kürekizm inanışına mensup sapık Mugamingo lular, ellerinde kürek, kazma, balta ne bulurlarsa diğer-öteki-zenci Mugamingolulara saldırıyorlarmış. Hatta diğer-öteki-zenci Mugamingoluların önde gelenlerinden bazılarını asmışlar bile.
Gel zaman git zaman diğer-öteki-zenci Mugamingolular uyanmış, noluyoya demişler. Başlarında Raken Tongos Ebasayi denen bir adamla yola çıkmışlar. Ebasayi daha öncede köyde ufak tefek işler yapmış, hatta iyi işler yapmış. İyi işler yaptığı ve diğer-öteki-zenci Mugamingoluları uykularından uyandırmaya kalktığı için hapis bile yatmış.
R.T.Ebasayi bi basmış, köyün diğer-öteki-zenci Mugamingoluların büyük bir kısmını ikna ederek Muz Toplayıcılar seçiminde kendine taraftar yapmış. Hemen iki sene sonra Muz Kabuklarını toplama seçiminde de kendine daha fazla taraftar yapmış. Bazı sapık Kürekizm yanlıları bile "Ben oyumu Kürekizme vereceğim ama gönlüm Ebasayi'nin kazanmasın da" demişler.
Bir süre sonra Mugamingonun en yüksek tepesi Çungasa ya kim çıkacak seçimi yapılacakmış.
Çungasa yazları serin, hoş, kışları sıcak,yumuşak bir yermiş. Kürekizm yanlısı 14 kişicik buraya hep kendilerinin oturduğunu bundan sonrada kendilerinin oturması gerektiğini aksi taktirde ellerinde ki baltaları kullanacaklarını söylüyorlarmış. Hatta Baltalı güçler gece vakti köydeki duyuru tahtasına "Kürekizm elden giderse gerekeni yaparız" diye yazı yazmışlar.
Ve yine Çungasa seçiminden hemen önce köyün azınlıkçıklarından olmasına rağmen önemli yerlerinden birinde oturan Antoras Mankerosa mensupları, Çungasa seçiminin her zaman ki gibi yapılamayacağını, çünkü köyde su akmadığını, banyo yapamadıkları için koktuklarını bahane etmişler.
R.T.Ebasayi ve arkadaşları kısa zamanda yüksek tepelerden birinde akan suyu köye getirip bütün evlere bağlamışlar. Ama yine de sapık Kürekizm ciler yıkanmamakta ısrar ediyorlarmış, Hatta bazı diğer-öteki-zenci Mugamingolulardan bile yıkanmayanlar, ben banyoya girmem diyenler olmuş.
Bunun üzerine Ebasayi, gelin köylülere soralım demiş. Sapık Kürekizmciler Köylülerden korktukları için bazı diğer-öteki-zenci Mugamingoluları yanlarına çekmeye çalışmışlar.
Köylüler öyle bir cevap vermişler ki; banyoya girmeyen diğer-öteki-zenci Mugamingoluları foseptik çukurlara, Sapık Kürekizmcileri de inlerine geri göndermişler.
Ellerine tahtadan duyuru köşesi verilen bazı Sapık Kürekizmciler biz nerede yanlış yaptık derken, bazılarıda diğer-öteki-zenci Mugamingoluların göbeklerini kaşıyan testi kafalı pijamalı köylüler olduğunu söyleyerek hakaret etmişler.
Artık Çungasa tepesinde diğer-öteki-zenci Mugamingolulardan Anturgas Güz ikamet etmekteymiş.
Bunu da içine sindiremeyen Sapık Kürekizmciler bu sefer "Anturgas Güz ün hanımının boyu uzun, Mugamingo nun önemli yerlerine boyu uzunlar giremez" demişler.
Bu paranoya hali gittikçe artan bazı kolları uzun beyni küçük sapık kürekizmciler kendini acındırmak için ilginç yöntemlere başvurmuşlar.
Bir tanesi "Köyün okuluna boyu uzunlar girerse, kısaları kovarlar" demiş, daha önce kısaların uzunları kovduklarını unutarak.
Ve yine elinde tahtadan köşesi olan sapık Kürekizmcilerden bir tanesi şöyle yazmış odundan köşesinde... (Devam edecek...)

17 Eylül 2007 Pazartesi

İktidarım, Öyleyse Yozlaşabilirim


Bana mı ters geliyor, yoksa benim gibi düşünenler de var mı acaba ?
İstanbul'da bir konser yapılıyor, İslami Tarkan dedikleri bir adamın verdiği konser sırasında ilginç görüntüler çıkıyor.
Yada, bu görüntüler ilginç mi dir? Bana mı ilginç gelmektedir.
Senelerin biriktirdiği eziklik, ötekileştirilme, dışlanma, çoğunluk olmana rağmen zenci muamelesi görmenin verdiği bir dışavurum mu dur ?
İktidar sarhoşluğu mu dur,
Güç budalalığı mı dır?
Çağa ayak uydurma mı dır ?
Kimlik bunalımı mı dır?
Yoksa benim paranoyam mı dır ?
Eczacıbaşının, Koçun, Sabancının 70 ler de "Siz sanattan anlamazsınız, ben size ne getirirsem sanat odur" diyerek getirdiği çok sesli müziğe tepki mi dir?
Getirdikleri müziği birde içerden şakşaklaması için köşelere serpiştirdikleri Hıncal'lara cevap mı dır bu?
"Düşmanımın düşmanı dostumdur" teranesine kapılmadan, "kabul etmiyorum" diyorum.
Benim de koca koca adamlar gibi içime sindiremediğim bir gerçeğim var artık. Öyle maden suyu ile sindirilecek bir hastalık değil bu.

16 Eylül 2007 Pazar

Ramazan ve Sınıfların Birbirine Yaklaşması...

Yaşam boyu karşılaştığımız Sağ-Sol gibi kutupları sayarak mı başlasak yazımıza ? Yazmayalım. Okurken refleks gösterip sizde bulduğunuz kutupları mırıldanmaya başlayabilirsiniz. Bu kutupları ayıranları da konuşmayalım bence. Bu sefer de suçlu arama hastalığımız nüksedebilir.
Ona sataşma buna sataşma, nasıl geçecek zaman ?
Nerede harcıyacağız enerjimizi ?
Düşünürsem, gerçeği öğrenirsem ne anlamı kalır komplo teorilerinin. Doğruları öğrendiğim de, dinlediğim okuduğum Stratejist, Eski İstihbaratçı, Emekli Askerleri aynı hazla izleyebilirmiyim; hayır. Hiç keyif alamam. Bilmemem lazım, bilmeden fikir sahibi olmam lazım. Karşımdakini dinlemeden konuşarak, duyup ezberlediğim iki cümleyle onu ezmekdir beni bahtiyar edecek olan. Gece yattığımda "Yahu, birde şu anektot vardı, tüh, onu da söylemeliydim" diye düşündüğümde anlarımki tamama ermişim.
Bu hastalığın azaldığı zamanlardan en güzelidir Ramazan. Çünkü ezme değil, iyi olma yarışı vardır bu ay içerisinde. Herkesi eşit görürsün bu zaman diliminde. Belkide herkes aç olduğundandır. Nitekim insanın en zor sınavı açlıktır. Terbiye için iyi bir yöntemdir. Hal böyle olunca insanlar birbirlerini daha iyi anlıyabiliyorlar. Diğer rahatsızlıklar ironi olmaktan çıkıp, basit dünya işleri oluveriyorlar.
Sonuçta senenin tümünü toplum olarak oruçlu geçiremiyeceğimize göre bu iyimsere doğru giden yazımızın yönünü Polyannacılıktan gerçeklere doğru çevirelim.
Peki yok mudur Ramazan dan başka bir formül. Bilmem belki vardır. Ama köklü bir çözüm olursa ne gazete satar, ne televizyon izlenir, ne de kavga edilir. Bizim zenginliğimizdir farklı düşüncelerimiz safsatası anlamını yitirir. Çünkü insan denen yaratık öyle zekidir ki, problemlerden nemalanmasını iyi bilir. Elinde çözecek gücü olsa bile bazı problemleri çözmek istemez. Çünkü o problemler onun yaşam kaynağıdır.
Matriks de Mr.Smith in dediği gibi "İnsan bir virüstür, girdiği yeri yağmalar, çoğalır, bütün dengeleri bozar."

15 Eylül 2007 Cumartesi

İçime Sindiremiyorum...


Arama Motorlarından birinde "İçime Sindiremiyorum" cümlesini aratın. İlk sayfalarda foseptik bulacaksınız. Foseptik yavaş yavaş azalacak ama ilk sıralarda kendine yer bulan foseptiklerin yoğunluğu, içindeki mikrop ve koku kadar son sıralarda bulamayacaksınız. Meğer "İçime Sindiremiyorum" cümlesi sadece gıda zehirlenmesi, mide yetmezliğinde değil, aksine midesi geniş, ne bulsa yiyen cins yaratıklarda dahi kullanılan bir terim halini almış. Yahu o kadar anlattık maden suyu dağıtıyoruz diye. İlla orta yere bir şeyler yapacaksınız. Yapmayın, hele kameralar karşısında yapmayın. Sizi seyreden çocuklar, "koca koca adamlar yapıyorsa biz niye yapmayalım" derler de bezsiz bir şekilde bırakıverirlerse siz mi temizleyeceksiniz, Daha kendinizinkini temizlemeden.
Bugün keneftir gidiyoruz, dur bakalım berekettir. :)